Türkiye İstanbul

Bir Türkiye Hikayesi: Likör Fabrikası

Refik Anadol’un Boğaziçi ve Arik Levy’nin Fractal Clouds eserleri ile Instagram’da aşırı popülerlik kazanan ve bir ay gibi bir sürede 90.000’in üzerinde ziyaretçi çeken  “10 Sanatçı/10 Bireysel Pratik” sergisi ile hepimiz Pilevneli Galeri’ye vakıf olduk.

Peki Pilevneli Galeri’nin Mecidiyeköy’deki bu geniş, ferah ve “tarihi” binasının hikayesini biliyor musunuz? Çoğu yazıda “eski likör fabrikası” diye bahsediliyor ama acaba İstanbul’da yaşayan kaç kişi çok yakın bir tarihe, 2010’lara kadar faal olarak üretim yapan bu fabrikayı biliyor?

Kendim merak edip araştırırken Eski Türkiye’ye dair minik bir pencere bulduğumu fark ettim ve bu fabrikanın ilginç hikayesini merak edenler ile paylaşmak istedim.

1930’lu yıllarda o zamanlar İstanbul’un dışına doğru bulunan ve bağları ile meşhur Mecidiyeköy’de, o dönemin Türkiye’yi kalkındırma projeleri kapsamında Atatürk’ün direktifleri ile Likör Fabrikası kurulmasına karar veriliyor. Zamanın ötesinde bir vizyon ile hareket edilerek, mimaride kübizm akımının Le Corbusier ile birlikte en önemli öncülerinden biri olan Rob Mallet-Stevens ülkeye davet ediliyor.

mecidiyeköy eski likör fabrikası
Fransız mimar Rob Mallet-Stevens tarafından kübist uslupta tasarlanan Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası binası

Böylece, Fransa’da bugün Villa Cavrois gibi eserleri korunan Rob Mallet-Stevens’ın Fransa dışındaki tek eseri, İstanbul’umuzun bugün göbeğindeki Likör Fabrikası, yani bugünkü adıyla Pilevneli Galeri Mecidiyeköy oluyor (tam sayılmaz ama ona birazdan geleceğim)

Art deco çizgiler taşıyan ve pürist bir yaklaşımla tasarlanan Likör Fabrikası’nın yalnızca mimarisi konusunda verilen özen bile aslında bunun nasıl büyük bir proje olduğunun altını çiziyor.

mecidiyeköy eski likör fabrikası
Likör Fabrikası’nın içi

Likör Fabrikası, her alanda kendine yeten bir ülke olma gayesi taşıyan genç Türkiye’nin, Batı Avrupa ülkeleriyle sanayiden kültür-sanata kadar her konuda yarışabilecek bir konumda olmasını amaçlayan projelerin aslında bir diğer halkası. Burada, kahve yanında likör ve bayram likörü gibi tatlı ve unutulmaya yüz tutan geleneklerin başlangıcı olan bir sürü çeşitte likör üretimi başlıyor. 2010’lara kadar toplam 17 çeşit likör üretimi gerçekleştiriliyor: ahududu, kayısı, çilek, moka, acıbadem, limon, vişne, portakal, mandalina, turunçgil, kakao, beğendik, muz ve tabii ki nane likörü. Açıkçası sıralarken yoruldum ve inanamadım!

Turkiye Likor Reklami
Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nın yurtdışında da beğenilen likörlerinden bazıları. Şişeleri ne kadar özenli ve güzel duruyor!

Bu arada resmi adı “Mecidiyeköy İnhisarlar İdaresi Likör ve Kanyak Fabrikası” olan bu fabrikada adına uygun olarak yalnızca likör üretilmiyor. Burada Fransız uzmanların denetimiyle likörlere ek olarak Fransız konyağı üretilmeye başlanıyor. Artık rivayet mi gerçek mi olduğuna emin olamadığım bir bilgiye göre ise, Fransızlar konyak (cognac) adının kullanılmasını dava konusu yapıyor ve Atatürk’ün buluşu ile “kan-yak” gibi bir birleşik isim ile burada üretilen konyaklara “kanyak” adı veriliyor (Eğer benim gibi Türkçe’de niye kanyak dendiğini merak eden varsa belki bu şehir efsanesi mi olduğuna emin olamadığım bilgi işe yarar). Fabrikanın bir diğer özelliği ise araştırma geliştirme bölümü ile dış piyasada ilgi gören cin, brandy, vermut gibi farklı ürünlerin üretebilmesi.

VermutEtiketi
Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nda üretilen vermutun etiketi

Şu anda sanki bir masal anlatırmış gibi gelen bu fabrika hikayesinin ve yukarda saydığım ürünlerin 2010’lara kadar üretilmesine ne diyorsunuz? Kesinlikle inanılmaz.

Kurulduktan kısa bir süre sonra, tıpkı minik bir Türkiye örneği tadında; hem içinde, hem dışında, hem arsasında çeşitli deformasyonlara uğmaya ve kurulurken verilen önemini zamanla kaybetmeye başlıyor. Kurulduğunda 48 dönüm olan arazisinin 13 dönümünün üzerine 1955’te yapımına başlanan ve 1964’te tamamlanan Ali Sami Yen Stadı inşaa ediliyor ve daha sonra Boğaziçi Köprüsü yapılırken 11 dönümlük arazisi de Karayolları’na devrediliyor. En sonunda 2010’lardaki özelleştirme furyasından nasibini alarak, zamanında arsasını kaptırdığı Ali Sami Yen Stadı’nın arsası ile birlikte özelleştiriliyor, Torun Holding’e satılıyor ve bugün yerini Quasar projesine bırakmak üzere, uzmanların buranın tescilli bir kültürel anıt olması gerektiğine dair itirazları arasında 2012 yılında yerle bir ediliyor.

quasar istanbul
Quasar projesinin devasa gökdelenlerinin yanında sönük kalan eski likör fabrikası, bugünkü Pilevneli Galeri Mecidiyeköy

Quasar projesi kapsamında ise yıkılıp aslına uygun olarak yeniden yapılarak bir nevi “korunuyor” ve neyse ki 2018 yılında Pilevneli Galeri gibi güzel bir işlevi olan bir binaya dönüşüyor. Bu proje konusunda çok şüpheliydim ama Aralık ayında gidip galeriyi gezdiğimde açıkçası sevindim. Çok daha başka bir akıbeti de olabilirdi, buna da şükür.

Günümüz İstanbul’unda böyle bir fabrikanın Mecidiyeköy gibi merkezi bir yerde işlevine devam ederek varlık göstermesi tabii ki oldukça zor. Hatta buna benzer bir durum hiçbir büyük Avrupa şehrinde de yok. Fakat, Vefat Zat’ın İstanbul Ansiklopedisi’nde, 1940’lı yıllarda fabrika bahçesinde  likör yapımında kullanılan adaçayı, nane, kekik gibi tonik nebatlar ile likör için kullanılan gülün yetiştirildiğini okuyunca ve birbirinden nostaljik likör şişelerini görünce insan bir buruklaşıyor.

GulLikoruEtiketi
Gül likörü etiketi “Creme de Rose”

Bu Cumhuriyet projesi keşke başka bir lokasyonda, yine hatta ünlü bir mimar ile yapılan bir proje ile devam ediyor olsaydı. Orijinal binası da yine bu şekilde bir galeri veya bir çağdaş sanat müzesi olarak kullanılsa, fakat gökdelen arasına sıkışmak yerine geniş meyve bahçeleri içinde kamusal bir alan olarak tasarlansa çok daha çarpıcı olmaz mıydı? Kim bilir, belki de İstanbul’da turistler için bir çekim noktası bile olabilirdi.

Zaten belli ki 50’lerden sonra bu Cumhuriyet projesi adım adım rafa kalkmış. Peki eğer kalkmasaydı bugün İstanbul’un likörleri sizce şehrin markasına bir katkı sağlar mıydı? Hatta belki Türkiye’nin ihracatına? Mesela Güney Afrika’da Amarula likörü alıyorsak niye İstanbul’da Arnavutköy çilekleriyle yapılmış likör alınmasın. Hele yerelliğin değer kazandığı günümüzde.

 

Peki likörlerin akıbeti derseniz? 17 çeşit likör ile üretimine devam eden Tekel’in, 2005’te özelleştirilmesi ile likör üretimini Mey İçki devralıyor. 2008’de üretilen likör sayısını 17’den 7 çeşide düşürüp Hare markası altında satmaya başlıyor. O dönemde çıkan haberlerde Türk likörlerine ABD ve Almanya’dan ilgi olduğu ve 2008’de likör tüketiminde yüzde 8’lik büyüme olduğu not düşülüyor. Daha sonra 2011’de Mey İçki’nin İngiliz içki firması Diageo’ya satılması ile beraber Türk likörlerinin 1930’lardan itibaren yolculuğu da sonlanmaya başlıyor.

Aynı sene Diageo, Hare markasını elden çıkarmaya karar veriyor. Ertesi sene alkollü ürünlerin promosyon gibi sunulmasını da kapsayan bir dizi alkol yasağı ile beraber kafelerde Türk kahvesi yanında likör sunumu da yasaklanıyor. Böylece bu hoş geleneği devam ettiren Kitchenette gibi yaygın kafeler bunu bırakmak zorunda kalıyor. Acaba özellikle yeni kuşaktan kaç kişi kahve yanında likör veya bayram likörü gibi adetlerin farkındadır, merak ediyorum. Diageo likör üretimine Nazen markası ile devam ediyormuş ama ekşisözlük’teki yorumları okuyunca kalitesinden emin olamadım…

Bayram likor ilani 2
“Bayram geliyor likör aldınız mı?” Eski Türkiye’den bir gazete ilanı

Günümüz Türkiye’sinden bakınca, mimarisinden etiket ve şişe tasarımına itinayla hazırlanan böyle bir likör fabrikası projesinin İstanbul’un göbeğinde gerçekleştiğini düşünmek bana çok garip geliyor (ayrıca Cumhuriyet projesinin nasıl geniş kapsamlı bir proje olduğunu da görüyoruz). En azından İstanbul güzel bir sergi alanına daha kavuştu diyerek iyi bir tesellimiz var ama acaba bundan yüz, hatta sadece elli sene sonra geriye baktığımızda Türkiye hakkında nelere şaşıracağız diye insan üzülerek düşünüyor.

Not: Fabrikanın mimarı Robert Mallet Stevens (1886-1945) Art-Deco döneminin ünlü bir mimarı, tasarımcısı ve yazarıdır. C.R. Mackintosh ve J. Hoffman’dan etkilenen ve 1925 yılında Paris’te düzenlenen Dünya Sergisi’nde Fransız pavyonunu da çizen Stevens, ünlü mimar Le Corbusier’in de yakın arkadaşı. Mimarlık tarihinde, onu ünlü kılan anıtsal yapılar listesinde “1931 İstanbul-Mecidiyeköy Turkish Monopoly Liquer Factory“ binası da yer alıyor. 

Eğer konu ile ilgili daha kapsamlı okumak isterseniz Reyhan Yaman’ın Can Yayınları’ndan geçen sene çıkan kitabı “Likör Hikayeleri”ni de tavsiye ederim.

mandalina likörü
Mandalina Likörü

Kaynaklar:
http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/gungor-uras/mecidiyekoy-likor-fabrikasi-yerle-bir-1545922/
http://lcivelekoglu.blogspot.com/2013/11/likor-ugruna-istanbula-kadar-gelen-bir.html
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/10558/likorunuzu-aldiniz-mi
http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/bayram-denilince-likor-3483299

Bunu beğendiyseniz bunu da beğenirsiniz:
İstanbul’da Beyaz Ruslar ve Ayaspaşa Rus Lokantası

Reklamlar

0 comments on “Bir Türkiye Hikayesi: Likör Fabrikası

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: