Seyahat Yunanistan

Atina Rehberi: 48 Saatte Atina

Komşudan selamlar! Atina son yıllarda atağa geçen şehirlerden biri. Şehirde öncelikle müthiş bir enerji var. Bizim aşina olduğumuz ama son yıllarda unutmaya yüz tuttuğumuz bir gençlik enerjisi. Sanki Asmalımescit’in, Karaköy’ün popüler olduğu yıllar gibi; keyifli mekanlar, sokaklarda insanlar, mutlu kalabalıklar. Atina’nın özeti ve beni en yakalayan noktası bu oldu. Yoksa aslında biraz geri kalmış havası veren bir Avrupa başkenti.

Atina, Yunanistan’ın başkenti ama -bu konuda eleştiren olabilir- Akropolis dışında şehirde tarihi olarak pek bir şey yok. Ayrıca şehrin, bizim Beyoğlu gibi tarihi dokusu olan bir bölgesi de yok. Daha ziyade şehrin tamamı Pangaltı/Osmanbey/Kurtuluş havasında.

Ama adamlar eğlenmeyi ve hayatın tadını çıkarmayı biliyor. Bizim kaybettiğimiz şehir ruhu burada yaşıyor. O nedenle Atina’yı sevdim. Bence iki günlük kısa bir haftasonu tatili veya adalara geçmeden önce 1-2 günlük bir durak olarak çok güzel bir destinasyon! Üçüncü gün sıkılmaya başlanır, benden söylemesi 🙂

Plaka mahallesi sokakları

Bu iki günlük sürede neler yapmalı derseniz, buyrun 48 Saatte Atina Rehberi:

Akropolis

Bizans, zamanında asıl ağırlığını İstanbul’a verdiği ve Osmanlı’da da bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Selanik gibi başka şehirler ön planda olduğu için aslında şehirde çok fazla önemli tarihi eser yok diyebilirim. Gezebileceğiniz tarihi yerler sınırlı ama Akropolis gerçekten görkemli. Atina’yı gezmeye de Akropolis ile başlamalısınız. Özellikle Atina’ya yazın gidiyorsanız, ne kadar sabahın erken saatlerinde Akropolis’e çıkarsanız o kadar iyi olur. Öğlen sıcağında Akropolis’te cozurdamak istemezsiniz. 🙂

Parthenon Tapınağı, Akropolis

Akropolis, Yunanca “yüksekteki şehir” demek ve hepimizin aşina olduğu Parthenon tapınağına ek olarak Athena Tapınağı ve Dionysos Amfitiyatrosu gibi yapılar da burada bulunuyor. Ayrıca Akropolis’ten şehrin 360 derece panaromik manzarasını da izleyebilirsiniz, şehir tamamen ayaklar altında kalıyor.

Plaka bölgesi civarında konaklıyorsanız oradan çok rahat Akropolis’e yürüyebilirsiniz veya taksiyle gidilebilir. Burada biraz tırmanma olduğu için ona göre ayakkabı giyilebilir. Bu arada Akropolis’in bulunduğu alanda çok fazla kaygan mermer var, kaç kişi düşmenin eşiğinden döndü. Ona göre dikkat edin derim. 🙂 Biletleri oradaki bilet makinesinden alabilirsiniz. Ağustos’ta en kalabalık dönemde bile 15-20 dk. bekleme sonrası bilet alabilirsiniz. Bilet fiyatları biraz yüksek, en ucuz 20 Euro ama eğer her şeyi görmek istiyorum derseniz 50’ye kadar çıkıyor.

Athena Tapınağı, Akropolis

Akropolis Müzesi’ni de görmenizi tavsiye ederim. Akropolis’e arabayla 5 dk. mesafede. Bölge mimarisine zıt haliyle çok rahat bulabilirsiniz. Zamanında burası yapılırken Atinalılar baya olay yapmış.

Akropolis Müzesi

Akropolis’te yalnızca fotoğraf çekme ve gezme derken en az 1.5 saat gider. Planlamanızı ona göre yapın. 🙂

Plaka sokakları

Akropolis’i gezdikten sonra Plaka sokaklarına geçebilirsiniz. Burası Atina’nın en turistik bölgesi ve Akropolis’ten yaklaşık 15 dk. yokuş aşağı yürüyerek ulaşabilirsiniz. Plaka’yı ben bizim Bodrum Çarşı’ya çok benzetiyorum. Beyaz renklerin hakim olduğu binalar ve sokaklar, klasik turistik eşyaların ve bol bol nazar boncuğunun satıldığı dükkanlar ve sokaklara masa atmış restoranlar. Turistik olan kısmı 4-5 sokaktan oluşuyor ve aralarda güzel dükkanlar da var, benim beğendiğim iki dükkan Anamnesia ve O Gegone oldu. İkincisinde çok güzel yastıklar var ama her şey el yapımı olduğu için fiyatlar da biraz pahalı.

Plaka’da kesinlikle uğramanız gereken yer ise Brettos: Burası sakızdan kavuna yüzlerce çeşit likörün bulunduğu tarihi bir bar. Renk renk şişelerin dizildiği barı ile oldukça Instagramlık, hatta Instagram’da çoktan denk gelmişsinizdir.

Atina’nın en ünlü barlarından Brettos

Lulu’s Bakery tatlıları ile meşhur, ayaküstü bir şeyler alabileceğiniz bir pastane. Cafe Diogenes bahçesinde güneşli bir günde hızlı bir öğle yemeği için güzel. Kosmikon’u yoldan geçerken gördüm ama not almışım, şık bir restorana benziyor ama turist kazığı fiyatlar olabilir, tam en civcivli noktada. Biraz turistiklik yapalım diyorsanız akşamları buzuki ile Taverna Plaka’ya gidebilirsiniz, garsonları bazıları Türkçe biliyor. Yanındaki Byzantino Taverna da iyiymiş (ama çok turistikler).

Anafiotika Sokakları

Anafiotika / Plaka Stairs

Plaka bölgesinde, ama turistik olan sokakların bir tık yukarısında çok tatlı bir bölge var. Anafiotika küçük bir mahalle ve ana özelliği buraya zamanında Anafi Adası’ndan göç edenlerin yerleştirilmiş olması. Bu nedenle bu mahallenin beyaz badanalı sokaklarında dolanırken bir Yunan adasındaymış hissi yaşayabilirsiniz. Biraz sokaklarında dolanın, bol bol fotoğraf çektirin ve sonra bir kahve molası için Yiasemi’ye gidin. Merdivenlerden oluşan bir yokuşta, merdivenlere tabureler atılmış bir mekan. Gündüzleri de akşamları da tıklım tıklım oluyor ve genel olarak bu civarlar çok keyifli.

Yiasemi Cafe, Plaka
Plaka Stairs’ın akşam hali

Yiasemi’nin oradaki yerler akşam taverna gibi oluyor. Yine biraz turistik ama yukarıda saydığım, Plaka’nın kalbindeki yerlerden daha keyifli, çünkü bu yokuşlar üzerinde cıvıl cıvıl kalabalık hali, her yerden müzik sesleri vs derken daha canlı bir ortam var. Biz Geros Tou Moria’ya gittik. Yemekler güzel, asıl sokaklara atılmış masalarda müzik eşliğinde oturmak daha güzel. Özellikle Londra’dan sonra çok özlemişim bize yakın bu canlı ortamları.

Plaka Stairs

Buranın hemen yakınındaki Lisiou Sokağı üzerinde ise Melina diye çok tatlı bir kafe/bar var. Gündüzleri dışarıdaki masalarında oturup gelen geçeni izleyip kahve içmek, akşamları da cosy ortamında bir şeyler içmek için ideal. İsmini, Oscar adayı, Cannes ödüllü Yunan aktris Melina Mercouri’den alıyor ve duvarlarda onun resimlerinin, raflarda onun kitaplarının yer aldığı ilginç bir yer.

Melina Cafe gündüz hali
Melina Cafe’nin içi
Melina Cafe’deki muhteşem avize

Monastiraki Meydanı

Plaka’dan istikamet Monastiraki Meydanı. Burası gece gündüz hareketli bir meydan ve Syntagma ile şehrin ana meydanı diyebiliriz. Meydandaki kubbeli yapı dikkatinizi çekebilir. Osmanlı’dan kalma gibi duran bu bina aslında Cizderiye/Dizdar Ağa Camii. 1700’lerde inşa edilen ama minaresi Osmanlı sonrası yıkılan bu cami günümüzde seramik sanatları müzesi olarak kullanılıyor. Yine Akropolis’in eteklerinde Fatih zamanı yapılan Fethiye Camii ise yakın bir zamana kadar depo olarak kullanılıyormuş. Türkiye’de artık cemaati olmayan şehirlerde bile açık ve korunan birçok kilise varken Atina’nın göbeğinde iki camiinin bu şekilde durması biraz ilginç. Böyle konular aslında komplike, iki taraflı ve azınlıkların Türkiye’deki tarihi vs. derken herkesin başka bir yerden tutup yorumlayabileceği konular; ama yine de bu camilerden en azından biri bayramdan bayrama açılacak şekilde restore edilebilir.

A for Athens’dan Monastiraki Meydanı

Biraz uzattığım parantezi kapayıp Atina’yı gezmeye devam. Monastiraki Meydanı’nda hemen Dizdar Ağa Camii’nin yanı başındaki Hadrianus Kütüphanesi de gezilecek bir başka yer. Tarihi alana giriş ücretli ama dışarıdan da bakabilirsiniz.

Monastiraki Meydanı’nın keyfi en güzel meydana kuş bakışı bakan A for Athens’dan çıkar. A for Athens, Monastiraki’de bulunan bir butik otel ama teras barı zamanla aşırı ünlü olmuş. Bu ünün tamamı Akropolis manzaralı, Monastiraki Meydanı’na kuşbakışı bakan manzarasından kaynaklanıyor. Bu kadar duyunca böyle muhteşem havalı bir bar beklemiştim açıkçası. 🙂 Güzel bir kokteyl menüsü ve lezzetli kokteylleri var ama zaten bu manzara ile her şey okey. Dünyanın en iyi manzaralı barları arasına çok rahat girer.

A for Athens’ın kokteylleri

Ayrıca Monastiraki Meydanı’ndan hemen uzanan Mitropoleos Sokak’ın üzerindeki O Thanasis ve Baikraktaris, hızlı bir öğle yemeği için tavsiye ediliyor. İkisine de gitmeye zamanım olmadı ama Atinalı arkadaşım hem gyros hem kebap için önerdi ikisini de. Bu arada Yunanların kebap dediği şey aslında bizim Tekirdağ köftenin uzunu gibi bir şey. 🙂

Ermou Caddesi ve civarı

Monastiraki Meydanı’ndan Ermou Caddesi’ne doğru uzanalım. Burası bizim İstiklal Caddesi’nin minyatürü gibi. H&M’den Zara’ya klasik tüm markaların olduğu bir cadde – İstanbul’dan gelen birini heyecanlandıracak bir olayı yok.

Tatlı sevenler: Ermou üzerinde Ailolou ile kesişen köşede Meliartos diye ünlü bir dondurmacı var. Ailolou ile Agias Irini köşesinde ise bizde de çılgınlık haline gelmiş olan, içi dolgulu lokmaların ilk çıktığı yer olan Lukumades var. İçi damla sakızı kreması dolgulu, üstü siyah beyaz çikolatalı olandan aldım ve gerçekten iyiydi. Bu furyadan bıkmış olabilirsiniz ama yerinde deneyeyim derseniz bi uğrayın.

İçi dolgulu lokmaların ilk çıktığı noktalardan biri: Lukumades Athens

Lukumades’in karşısında Aya İrini Kilisesi’nin (Agias Eirini) arkasında ve yanında ise birbirinden tatlı mekanlar var. School Pizza Bar, Zaf Cafe, Throubi, La Maison du Grec bunlardan bazıları. Biz Throubi’de kiliseye karşı kahve molası verdik. Gelen geçeni ile hareketli ve canlı bir bölge.

School Pizza

Bu civar, akşamları bizim Karaköy veya eski Asmalımescit gibi cıvıl cıvıl bir yer haline geliyor. Her yerde güzel mekanlar ve onları dolduran genç-yaşlı bir sürü insan var. İstanbul’un 3-4 sene önceki halini özleten görüntüler… Bu civarda bir sürü güzel bar varBartesera ve The Bank Job benim beğendiklerim. En ilginç olanı ise yıl boyu Noel dekorasyonu ile kaplı olan Noel isimli bar. Bu bölgenin tam adı ne bilmiyorum ama Psiri ile Atina’nın Nişantaşı’sı olan Kolonaki arasında bir bölge. Sokaklarda dolanıp rast gele güzel bir bar ve restoran keşfetmelik keyifli bir bölge (akşamları daha güzel, gündüz biraz Mecidiyeköy gibi.

Bartasera Athens
The Bank Job

Sintagma Meydanı ve Milli Bahçe

Ermou Caddesi’ne dönüp biraz turistlik yapacak olursak; Monastiraki Meydanı’ndan Ermou Caddesi’ne geçip dümdüz yürüdüğünüzde, caddeyi bitirince Sintagma Meydanı karşınıza çıkacak. Yunan Parlamento Binası’nın yer aldığı, Yunanların favori eylem mekanı. Gündüzleri binanın önünde geleneksel giyimli Yunan askerlerinin nöbet değişimine denk gelebilirsiniz, onu izlemek de klasik Atina turist aktivitelerinden bir tanesi. 🙂

Sintagma Meydanı’nı geçince Parlamento’nun sağ tarafında Milli Bahçe (National Garden) yer alıyor. İngilizlerin yaptığı bu bahçe oldukça güzelmiş. Benim gitmeye zamanım olmadı ama Atina’da fazla zamanı olup aktivite arayanlar uğrayabilir. Güneşli bir günde dolanıp keyif yapmak güzel olabilir.

Kolonaki Mahallesi

Sintagma Meydanı’ndan sola doğru ilerlerseniz ise Kolonaki Mahallesi’ne giriş yapıyorsunuz. Burası Atina’nın Nişantaşı’sı. Sokaklarında yürürken sanki Teşvikiye’nin, Topağacı’nın sokaklarında yürüyormuş gibi hissettim – bu kadar benzer! (Bu arada Nişantaşı kesinlikle daha havalı kalıyor Kolonaki’nin yanında)

Atina’nın Nişantaşı’sı: Kolonaki

Nişantaşı’nda nasıl bir sürü sokakta bir sürü farklı butik, galeri ve kafe vs varsa burada da öyle. Biraz sokaklarda rastgele dolanıp gözünüze kestirdiğiniz mağazalara girmek, sanat galerilerini gezmek lazım, ama nokta atışı üç yer söyleyeceğim:

Tsakalof Sokak: her şeyi bir yere benzettin diyebilirsiniz ama n’apalım, Atina sokakları İstanbul’u andırıyor. Burası da Atiye Sokak’ın tıpkısının aynısı. Yayaya açık bir sokak üzerinde, sokağa masaları taşmış bir sürü kafe ve bar. Oturup gelen geçeni izlemek için ideal. Hem burada Plaka sokaklarının turistik hallerinin aksine genellikle Yunanlar var. Biz kahve molası için T5’e oturduk, karşısındaki Ruins de akşamları güzel bir bistro gibi duruyor (yemeklerini bilemeyeceğim). Yine aynı sokağın sonundaki Da Capo ise Paris sokak kafelerini andırıyor. Tsakalof biraz uzun bir sokak, bu bahsettiğim mekanlı ve yayaya açık kısmı Kolonakiou Meydanı’ndan girince olan kısmında

Tsakalof Sokağı – bizim Atiye Sokak gibi

Kolonaki sokaklarında bir sürü farklı müze var; Yunan Kostüm Tarihi Müzesi, Yunan Teknolojisi Müzesi, Kiklad Sanat Müzesi, İslam Sanatı Müzesi, Nümizmatik Müzesi bazı ilginç olan müzelerden. Bunları gezer misiniz bilmem, o size kalmış. Bu farklı bir sürü müze arasından öne çıkan, Yakın Doğu eserlerinden oluşan koleksiyonunu 1930 yılında müzeye çeviren Antonis Benakis’in “Benaki Müzesi”.

Kolonaki sokakları

Bir diğeri ise Nümizmatik Müzesi! Nümizmatik böyle matematikle, sayılarla alakalı bir şey gibi hatırlıyordum, meğer tarihi sikke ve paraları inceleyen çalışma alanıymış. Türkçesi “sikkecilik”. Benim ilgi alanım pek sayılmaz ama bahçesini birçok kişinin seveceğine eminim. Nümizmatik Müzesi’nin binasını beğenip bahçesine göz atmaya girmişken rastgele güzel bir keşif yaptık. Müzenin bahçesinde aşırı huzurlu ve keyifli bir kafesi var. Onlarca çiçeğin olduğu harika bir alan yapmışlar. Şehri keşif veya alışveriş turunuza burada güzel soğuk bir frappe ile mola verin derim. Güneşli günlerde vaha gibi!

Nümizmatik Müzesi’nin huzurlu bahçesi
Nümizmatik Müzesi’nin bahçesi

Kolonaki dediğim gibi büyük bir semt, o yüzden her sokağına denk gelmek kısa bir tatil sırasında zor olabilir. Yine güzel kafe veya bistrolar arıyorsanız Patriarchou Ioakim Caddesi ve onun bir üzerindeki Charitos üzerinde birçok seçenek var. Bakehouse, AntePost ve Bunuel Uptempo Bistro benim gözüme kestirdiğim güzel mekanlar.

Kolonaki’deki Bunuel Bistro

Zeus Tapınağı

Plaka’da yürürken bu arada hemen yanı başında bulunan ve Atina’da görülmesi gereken bir diğer tarihi yer ise Zeus Tapınağı ve Hadrian Kapısı. Şehrin merkezinde iyi korunmuş birkaç tarihi eserden biri.

Zeus Tapınağı

Psiri

Psiri, bol duvar resimleri olan, canlı bir mahalle. Akşamları biraz dikkat etmek gerekiyor, tenha olabiliyormuş. Hatta Karamanlidika diye gitmek istediğimiz restoranı ararken bazı ara sokaklarda baya ürktük – bazı aralar Tarlabaşı/Dolapdere gibi denebilir. Burada Clumsies ve six d.o.g.s isimli iki tane çok ünlü bar var, listenize girmeli. Ama gece dikkatli olun.

Psiri’de Serbetosbito (Nancy’s Sweet Home) isimli kafenin bulunduğu meydancık baya tatlı, ama bizim burada hedefimiz iki mekandı.

İlk mekan Avli. Türkçe Avlu demek olan Avli, adına uygun olarak bir binanın avlusunda yer alıyor. Burayı Atinalı bir arkadaşım önerdi ve onun önerisiyle giden Fransız arkadaşlarım da o kadar ama o kadar övdü ki, hadi atlayıp gidelim dedim. Mekan Fransızlara ilginç gelebilir ama bir Türk’e ne kadar ilginç gelir bilemedim. 🙂 Gizli saklı bir mekan olması, içerinin silme lokal dolu olması ilginç noktası. Onun dışında tabureler üzerinde oturduğunuz salaş bir restoran. Salaş bir sahil meyhanesi havası var. İkinci bahsedeceğim mekana giderken bi uğrayıp bakın olmadı. 🙂

Avli Restoran

Ta Karamanlidika

Karaman Rumlarını biliyor musunuz? Oldukça ilginç bir hikayeleri vardır. Karaman ve Kapadokya civarında yaşayan, Hıristiyan ama anadili Türkçe olan bir topluluk. Türkçe konuşmalarına rağmen Türkçe’yi Yunan harfleriyle yazıyorlarmış. Mesela kiliselerinde bile yazılar Yunan harfleriyle olmasına rağmen Türkçe’ymiş. Bu insanlar Lozan kapsamındaki mübadele sırasında hiç Yunanca bilmemelerine rağmen Hristiyan oldukları için mübadeleye zorunlu tutulmuşlar ve Yunanistan’a taşındıklarında çok zorlanmışlar. Tıpkı Yunanca konuşan Müslümanlar olan Girit Türkleri gibi. Benim her zaman ilgimi çekmiş bir konudur bu.

Karamanlidika’nın sıra sıra dizili Kayseri usulü pastırma ve sucukları

Ayhan Sicimoğlu’nun programında izlemiştim; Psiri’de Ta Karamanlidika diye Karaman Rumlarının açtığı ilginç bir restoran var. İlginç olması Kayseri’deymiş gibi hissettirmesi 🙂 Sıra sıra pastırmalar ve sucuklar asılı. Sucukları aşırı baharatlı şimdiden uyarmış olayım. 🙂 Genel rotamıza göre alakasız bir noktadaydı ama buraya gelmek, o menüyü okumak bile bana farklı geldi. Sucuklu yumurta, Adana usulü sucuk (bol acılı), paçanga böreği, pastırma… Sucuğu bol acılı ama güzeldi, tatlı niyetine de yoğurt üzerinde havuç reçeli geliyor. 🙂

Ta Karamanlidika
Karamanlidika’nın şarküterileri

I Kriti

Son maddem ise nereye koyacağımı bilemediğim, Atina’da en bayıldığım yemekleri yediğimiz I Kriti. Burayı Gezici Günlük’ten görmüştüm ve iyi ki denemişiz dedim. Omonoia mahallesinde bir pasaj içindeki bu restoranı bulmak normalde çok zor olurdu. Öğlen yemeği için de akşam yemeği için de gidilebilecek bu restoran böyle Asmalı’daki ufak meyhaneler tadında bir yer. Üç salondan oluşuyor, biraz salaş ama önden rezervasyon yaptırıp işi şansa bırakmamanızı öneririm.

I Kriti, Athens

Çoğu restoranda yiyebileceğiniz kalamar tava, tzatziki, kabak kızartma vs. gibi şeylerin çok ötesinde, bir sürü farklı yemeği deneyebilirsiniz. I Kriti, tamamen Girit mufağı ve zaten isim anlamı da “Girit” demek. Rezeneli sardalya dolması, peynir dolgulu kızarmış zeytin, pırasalı-rezeneli börek gibi farklı yemekler var ve her şey mi lezzetli olur! Pişman olmayacağınızı düşündüğüm bir yer.

I Kriti’nin rezeneli sardalya dolması

Eğer şık ve manzaralı yemek istiyorsanız, denemediğim ama önerilen iki yer: şehri tepeden gören manzarasıyla Orizontes Lycabettus ve Akropolis manzarasıyla Sense Restaurant.

Orizontes Lycabettus

Pire Limanı, Atina merkezinden taksiyle yaklaşık 20-30 dk. uzaklıkta. Pire ve onun komşusu Mikrolimano’ya deniz havası almak ve deniz kenarında ouzo-balık yapmak için gidilebilir. Mikrolimano’da Zorbas‘ı öneriyorlar.

Mikrolimano’daki Zorbas bizim klasik balık lokantaları gibi

Fazla zamanınız varsa: Atina’nın kuzeyinde, bizim Bağdat Caddesi havasında olduğu söylenen Kifisia mahallesi veya deniz kenarındaki bir diğer havalı semt olan Glyfada‘ya da fazla vaktiniz varsa gidilip görülebilir. Benim gitmeye zamanım olmadı ama bilginiz olsun diye not düşüyorum.

Atina sokaklarında simitçi

Atina’da nerede konaklamalı:

Akropolis manzaralı odaları ve terası ile Wyndham Grand Athens’da konakladık. Wyndham Grubu’nda çalıştığım için uygun bir fiyat alabildim ama, burada çalıştığım için demiyorum, gerçekten güzel bir otel. Hem konumu şehir merkezine yakın hem hizmet çok iyiydi hem de Akropolis’i gören odaları muhteşem! Otelin en güzel yanı ise kahvaltı büfesini de yine bu 17. Kattaki restoranda kuruyorlar, böylece Akropolis’e karşı kahvaltı yapabiliyorsunuz veya akşam odanıza dönmeden önce Akropolis ışıklarına bakabiliyorsunuz. Dilerseniz bu Akropolis manzaralı Above Restaurant’da akşam yemeği de yenebilir.

Wyndham Grand Athens’ın Akropolis manzaralı restoranı

Bu arada Wyndham Grand Athens’ın hemen karşısındaki Alexander The Great isimli restoranın yemekleri de çok güzeldi. Eğer otelden çok uzaklaşmadan bir şeyler atıştırmak isterseniz ideal.

Alexander the Great

Atina’ya ne zaman gitmeli:

Atina’ya yılın her dönemi gidilebilir ama yazın çok sıcak olduğu için belki bir gün geçirip oradan adalara devam etmek daha mantıklı bir hareket olabilir. Temmuz-Ağustos sıcağında 3-4 gün çekilmez ayrıca, daha önce dediğim gibi, bu şehir o kadar uzun bir zaman geçirmelik değil. Avrupa’nın Paskalya tatiline dikkat edin, o dönem otel fiyatları çok pahalı oluyor. Ayrıca Yunanlılar’ın Paskalya Bayramı Katoliklere göre bir hafta sonra. O yüzden Avrupa’nın Paskalyası’ndan bir hafta sonra giderseniz çoğu yerin kapalı olma riski var. Fakat Nisan ve Mayıs ayları, açan portakal çiçeklerinin kokularının Atina sokaklarına kapladığı çok güzel bir dönem.

Plaka sokakları

Reklamlar

0 comments on “Atina Rehberi: 48 Saatte Atina

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: